25 Mayıs, 2018 - Cuma İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ




 

Başbakan Binali Yıldırım, 24 Haziran seçimleri bittiğinde her şeyin belli olacağını belirterek, "Ülkeyi yönetecek yürütme ve yasama, milletin doğrudan tercihiyle, iradesiyle başlamış olacak. Yeni sistemin tanımı kısaca nedir diye düşünürsek sürekli istikrar, güçlü iktidar diye tanımlayabiliriz." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Haliç Kongre Merkezi'nde, "İş Sağlığı ve Güvenliğinde Koordinasyon ve İşbirliği" sloganıyla düzenlenen 9. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi başladı.

Başbakan Yıldırım, kongrenin açılışında yaptığı konuşmada, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO) tespitlerine göre iş kazaları ve meslek hastalıklarının ülkelerin gayri safi hasılasının yüzde 4’üne kadar bir ekonomik değeri oluşturduğunu söyledi.

Yüzde 4'ün önemli bir oran olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Ama bir bakımdan da önemi yok. Çünkü insan hayatının bedeli olmaz. Kaybolan malı, serveti yerine getirebiliriz ama kaybettiğimiz canı yerine getiremeyiz. O bakımdan daha dikkatli olmamız lazım. Bütün bu tedbirlere rağmen Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, Uluslararası Sağlık Örgütü’nün ve diğer örgütlerin aldığı kararlar, tedbirlere rağmen dünyada halen 2 milyon 300 bin kişi iş kazası yahut da meslek hastalığı sebebiyle hayatını kaybediyor. Bu hala çok yüksek bir sayıdır." diye konuştu.

Yıldırım, Türkiye olarak son 15 yılda yüzde 38'lik bir iyileştirme yapmış olmalarının, işin bittiği anlamına gelmediğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Daha fazla kat edeceğimiz yollar, bu anlamda çok ciddi iyileştirmeye ihtiyacımız var. İşte bunun için hükümetlerimiz döneminde iş sağlığı, iş güvenliği konusunda önemli düzenlemeler yaptık. 2012 yılında İş Sağlığı İş Güvenliği Kanunu’nun Avrupa Birliği müktesebatına uygun hale getirdik. Ulusal iş sağlığı, iş güvenliği politika belgemizi ve eylem planımızı bütün kurumlarımızla koordinasyon içerisinde yürütüyoruz. Ayrıca iş sağlığı ve güvenliği bilgi yönetim sistemi çalışmalarını hızlandırdık. Milli Eğitim ve YÖK’le koordinasyon içerisinde, gerek orta öğretimde gerek üniversitelerde iş sağlığı ve iş güvenliğini, müfredata dahil edilmesini gerçekleştirdik.

Yakın zamanda da iş kazalarının az olduğu hatta iş kazalarının hiç olmadığı iş yerlerine yönelik yeni bir teşvik sistemini de hayata geçireceğiz. Bunlar alınması gereken tedbirler ancak başta da söylediğim gibi ne kadar tedbir alırsanız alın eğer farkındalık oluşturamazsanız insanların kendi hayatını önemser hale gelmesini sağlayamazsanız bunların hiçbir faydası yok. Cahil cesur olur, üslubunca iş tutarsanız kazalara davetiye çıkarırsınız."

Emniyetin her şeyden önce geldiğini kaydeden Yıldırım, emniyetin mühendislikteki tanımının kabul edilebilir risk seviyesi veya risk kabul edilebilir emniyet kadar olduğunu anlattı.

Başbakan Binalı Yıldırım, bunun için tedbiri asla elden bırakmayacaklarını ifade ederek, "Hayatımızı cesaretimizle karşılaştırmayacağız. Hem iş yapacağız hem de tedbir alacağız. Bazen küçük tedbirler büyük felaketleri önlemesi için yeterli olabiliyor. Küçük tedbirsizlikler de büyük felaketlere sebep olabiliyor. Bir kıvılcım, bir ateş bir ormanı kül edebiliyor bir o kadar canlıyı da yok edebiliyor. Dolayısıyla önemli ve hayati bir konudan bahsediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

İş güvenliği ve işi sağlığı konularının biraz da ülkelerin kalkınma seviyesine bağlı olduğunu dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:

"Kalkınan ülkeler, iş sağlığı konularında çok daha fazla tedbirler alıyorlar. Ancak iş sağlığının da bir maliyeti var. İş güvenliğinin de bir maliyeti var. Bu maliyetin bazen rekabet nedeniyle göz ardı edildiğine şahit oluyoruz. O yüzden gerek ticari hayatımızda gerekse üretimde, sanayide tercihlerimizi yaparken iş sağlığı, iş güvenliği uluslararası çalışma kurallarına uygun olarak hareket edilip edilmediğinin mutlaka göz önünde bulundurulması lazım. Eğer bu olmazsa iş sağlığını tehlikeye atacak hareketleri teşvik etmiş oluruz. Bu da çok büyük bir sorumluluk, büyük bir vebal anlamına gelir. Ülkemiz son 16 yılda 3 buçuk kat büyüdü. Bu nasıl oldu? Daha fazla üretmekle oldu. Daha fazla akıl teri, alın teri, ekonomiye katmakla oldu. 10 milyon son 10 yılda istihdam sağladık."

Ancak bu yapılanları yeterli görmediklerini kaydeden Yıldırım, 24 Haziran seçimleriyle Türkiye'nin bir yönetim sistem değişikliğine gittiğini dile getirdi.

Yıldırım, bu yönetim sisteminin en önemli özelliğinin, iradenin ve millet onayının sandıkta belli olması olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:

"Parlamenter sistemde maalesef vesayet hevesleri zaman zaman ülkemizde demokrasinin kesintiye uğramasına sebep oluyor. Geçtiğimiz 60 yıl kesintilerle zayıf iktidarlarla kayıp yıllar olarak tarihe geçti. İstiyoruz ki bundan böyle Türkiye kalkınma ve büyüme yolunda artık zaman kaybetmesin ve hak ettiği cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkacak hedefleri yakalasın. Amacımız budur. Bunun için 81 milyon 60 milyona yakın seçmenimiz 24 Haziran’da sandığa gidecek ve Türkiye’nin gelecek 5 yılının meclisini oluşturacak ve hükümetinin onun başı Cumhurbaşkanını seçecektir. Böylece milli irade sandıkta tecelli edecek. Seçim bittiğinde her şey belli olacak.

Ülkeyi yönetecek yürütme ve yasama, milletin doğrudan tercihiyle, iradesiyle başlamış olacak. Yeni sistemin tanımı kısaca nedir diye düşünürsek sürekli istikrar, güçlü iktidar diye tanımlayabiliriz. İstikrarı sürekli hale getiren ve iktidarı yüzde 50’den fazla halkın desteğiyle güçlü hale getiren bir yönetim sistemi ile Türkiye, Türk milleti 24 Haziran’dan itibaren tanışmış olacak. Yapılacak seçimlerin ülkemizin aydınlık yarınları istikrarı için hayırlı uğurlu olmasını dilerken hayati öneme sahip bu etkinliğin çalışma hayatımıza ülkemize ve üreten dünyaya bütün dünyadaki ülkelerin refahına, kalkınmasına katkı sağlayan emekçilerin daha güvenli, daha sağlıklı çalışma şartlarını elde etmesine vesile olmasını diliyor ve tüm katılımcılara Cumhurbaşkanı adına, ülkemiz adına teşekkür ediyorum."

Kongrenin açılışında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ise, kongrenin açılışında yaptığı konuşmada, 2001 yılından beri düzenlenen ve bu yıl 9'uncusu gerçekleştirilen kongrede, "İş Sağlığı ve Güvenliğinde Koordinasyon ve İşbirliği" konusunu ana tema olarak belirlediklerini söyledi.

İş sağlığı ve güvenliği konusunda, küresel bilgi ve farkındalığa katkı sunmaktan Türkiye olarak gurur duyduklarını dile getiren Sarıeroğlu, kongre vesilesiyle iş sağlığı ve güvenliğini 31 temel konu başlığıyla düzenlenen oturumlarda her yönüyle müzakere ederek, iyi uygulama örneklerini hep birlikte paylaşacaklarını belirtti.

Sarıeroğlu, 4 gün sürecek kongrede G20 ülkeleri ile uluslararası iş sağlığı ve güvenliği organizasyonlarında iş birliği konulu tematik toplantılar, sempozyumlar, iş sağlığı ve güvenliği fuarı, teknik eğitimler, iş yerlerine teknik ziyaretler gibi aktivitelerin gerçekleştirileceğini aktardı. 

İş kazaları ve meslek hastalıklarının dünyada her yıl milyonlarca çalışanın hayatına mal olduğunu, sağlıklarını ve hayat standartlarını olumsuz yönde etkilediğini dile getiren Sarıeroğlu, yaşanan ölümler ve kazaların, iş sağlığı ve güvenliği konusunun küresel bir mesele olduğunu acı bir şekilde gösterdiğini kaydetti.

İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda yitirilen hayatları hiç bir maddi değerle karşılaştırmanın mümkün olmadığını vurgulayan Sarıeroğlu, "Hiçbir düzenleme, hiçbir çalışma giden canlarımızı geri getirmez. Çalışanlarımızın hayatı, bizim için istatistiklerden daha öte bir anlam ifade ediyor. Tek bir canımızı dahi iş kazası ve meslek hastalığı dolayısıyla kaybetmeye tahammülümüz yok. Hedefimiz, tek bir çalışanın bile iş başında, iş kazaları, meslek hastalıkları sebebiyle hayatını kaybetmediği bir çalışma hayatına ulaşmak." diye konuştu. 

İş sağlığı ve güvenliğini, milli bir mesele olarak gördüklerini, her alanda olduğu gibi iş sağlığı ve güvenliği meselesinde de insanı merkeze aldıklarını ifade eden Sarıeroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"İstihdam dostu büyüme politikalarımızla, ülkemizde iş gücü istihdam oranlarını hızla yukarı seviyelere çıkarırken, bir taraftan da insan onuruna yarışır çalışma koşullarını sağlamayı temel bir görev olarak görüyoruz. Bu alanda sadece devletin atacağı adımlarla ulaşamayacağımızın da farkındayız. İstenilen seviyeye gelinmesi için çalışanların, iş verenlerin, kamunun, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, sistemde yer alan tüm aktörlerin katılımı, işbirliği ve koordinasyonu gerekli. 

Biz Türkiye olarak hep bu bilinçle hareket ettik. 16 yıldır, her alanda olduğu gibi iş sağlığı ve güvenliği alanında da ortak aklı, istişareyi ve diyaloğu benimsedik. Bu anlamda iş sağlığı ve güvenliği alanında, tüm paydaşlarımızı dahil ederek, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi'ni kurduk. Konsey aracılığıyla ulusal düzeyde yakaladığımız koordinasyon ve ilgili tüm tarafların çabalarının aynı hedefe yönlenmesi bizleri daha güçlü kılıyor."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, Başbakan Binali Yıldırım'ın koordinasyonunda Türkiye'nin her alanda büyük bir gelişim ve dönüşüm gerçekleştirdiğini belirten Sarıeroğlu, bugün, IMF'ye olan 23 milyar dolar borcu sıfırlayıp, borç verebilecek konuma gelen, dünyanın 26. ekonomisiyken 17. sıraya yükselen, ihracat rekorları kıran, 2023 yılında yıllık 500 milyar dolar ihracat yapmayı ve dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hedefleyen bir Türkiye'nin var olduğunu söyledi.

Türkiye'de 2002 yılına göre 2017 yılında iş gücünü 31 milyon 643 bine yükselttiklerini, istihdamın 28 milyon 189 bine ulaştığını ifade eden Sarıeroğlu, iş gücü piyasasının bu denli büyümesinin iş sağlığı ve güvenliği açısından riskleri de beraberinde getirmesinin beklendiğini ancak bu riskleri bertaraf edecek güçlü adımları attıklarını anlattı.

İş sağlığı ve güvenliği mevzuatını, gelişmiş ülkeler seviyesinde uyumlaştırdıklarını, denetim ve rehberlik faaliyetlerini etkinleştirdiklerini, toplumdaki sağlık ve güvenlik kültürünü geliştirdiklerini anlatan Sarıeroğlu, bu sayede 2002 yılına göre 2017 yılında iş yeri sayısı yüzde 157 oranında, çalışan sayısı yüzde 177 oranında artmasına rağmen, 100 bin işçide ölümlü iş kazası oranının yüzde 38 oranında azaldığını kaydetti.

Gelecek dönemde güçlü paydaşlarla birlikte 20 milyon avrolu yeni bir projeye başlayacaklarını ifade eden Sarıeroğlu, "Bu projeyle madenlere odaklanacağız. Madenlerde acil durumlarda tahliyeye yönelik sistem kurulması, gerekli eğitimlerin verilmesi, iş sağlığı güvenliği hizmetlerine ulaşımı güçlü bir şekilde projemizle destekleyeceğiz." dedi.

Artık kuralcı bir yaklaşım yerine, risk değerlendirmesine dayalı önleyici yaklaşımı esas alan, çalışanın iş ile ilglii eğitimi ve bilgilendirilmesi, ferdi koruma yerine toplumu koruma tedbirlerine öncelik veren bir anlayışı hakim kılmaya çalıştıklarını aktaran Sarıeroğlu, çalışanların görüşlerinin alınmasının, karar mekanizmalarına dahil edilmesinin, önleyici yaklaşımın uygulamaya konmasını destekleyen uygulamalar olduğunu belirtti.

Bakan Sarıeroğlu, bakanlık olarak iş sağlığı ve güvenlik hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde ekonomik anlamda yetersizlik yaşaması muhtemel iş verenlere ve iş yerlerine destekler verdiklerini anlatarak, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfında yer alan, 10'dan az çalışanı olan mikro işletmelere iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde kullanılmak üzere maddi olarak devlet desteği verdiklerini söyledi.

Öte yandan, çok tehlikeli sınıfta yer alan orta ve büyük ölçekli işletmelere de iş sağlığı ve güvenliği açısından önemli teşvikleri hayata geçirdiklerini ifade eden Sarıeroğlu, 3 yıl boyunca ölümlü veya sürekli iş görmezlikle sonuçlanan iş kazası ve meslek hastalığı yaşanmayan iş yerlerinde çalışanların işsizlik sigortası iş veren payını, bir sonraki takvim yılından geçerli olmak üzere, 3 yıl boyunca yüzde bir oranına düşürdüklerini sözlerine ekledi.

Konferansın açılışında konuşan İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Op.Dr. Orhan Koç ise,"  İş Sağlığı ve Güvenliğinde Koordinasyon ve İşbirliği temalı kongremizde tüm paydaşlarla beraberiz. Kongremizde iş kazaları ile meslek hastalıklarını önlemeye yönelik iyi uygulama örneklerinin de yer alacağı 700 sözel bildiri ve 150 akademik sunum gerçekleştirilecektir. 4 gün devam edecek kongre süresince G20, İslam İşbirliği Teşkilatı Üye Ülkeleri ve uluslararası iş sağlığı ve güvenliği kuruluşları yöneticileri ile birlikte tematik toplantılar yapılacaktır. 

Ayrıca yerli ve milli üreticiler ile uluslararası firmaların katıldığı 3. Türk İş Sağlığı ve Güvenliği Fuarı da eş zamanlı devam edecektir. Kongremizin başarılı ve faydalı geçmesini niyaz eder, tüm katılımcılara  teşekkür ederim" dedi.

Açılış konuşmalarının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, günün anısına Başbakan Binali Yıldırım'a hediye takdim etti.










© 2018 - ÇSGB | T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Emek Mahallesi 17. Cadde No:13 Pk: 06520 Emek / ANKARA