22 Haziran, 2017 - Perşembe




 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, TGRT haber ekranlarında yayınlanan Neler Oluyor programında önemli açıklamalar yaptı. Bakan Müezzinoğlu, Almanya ve Hollanda’nın skandal kararlarını değerlendirdi; “Batı’nın yüzü artık makyaj tutmuyor, dökülüyor” dedi.

“Benim için bütün bu yaşananlar, esasında çok olağanüstü gelmedi. Çünkü ben çocukluğumdan beri batının yüzünü birebir tanıyan, bilen ve yaşamış biriyim. Yani batı, bu farklı yüzlerinden bir tanesini ve zaman süreç içerisinde gizlediği, makyajladığı ama ihtiyaç duyduğunda da ihtiyaç duyduğu yere, bunu uyguladığı yüzünü gösterdi cumartesi akşamı. Bu dönemde Hollanda’da şekillendi ama yarın bir bakarsın, bir başka vesileyle İtalya’da olur, bir başka vesileyle Fransa’da olur, bir başka vesileyle Almanya’da olur… Batı esasında, insan hakları derken, insan hakları anlamında asla samimi olmamıştır. Çünkü sömürü batının kültüründe vardır, medeniyetinin kültüründe vardır. Ayrıştırma, çatıştırma, asimilasyon ve zulüm etme, zalimlik batının medeniyet kültüründe vardır. Şimdi, bütün bu genel değerlendirmeyi yaptıktan sonra; işte, Balkanların son 150 yılına bakınız. Balkanların son 150 yılının içerisinde hep; zulüm vardır, kan vardır, asimilasyon vardır, yok etme vardır, her şey vardır… İşte Bosna’yı çok değil, daha 1980’li 90’lı yıllarda Bosna’da yüz binlerce insan katledilirken, ana aktörlerden biri de Hollanda’dır. Bu anlamda, yani esasında batının mayası, karakteri, DNA’sı; zalimlikten yanadır, zulümden yanadır. Kendisini bir merkeze alarak, başkasına ne yapılıyorsa yapılsın asla burada; insan hakları, demokrasi, hukuk falan hiç esprisi yoktur. Yani dolayısıyla; ben Hollanda’nın, tabi ki yadırganacak, tabi ki hiçbir hukuka, hiçbir uluslararası teamüllere uymaz… Ama bunu yalnız bugün yapmıyor. Kendi matematiği için ne kadar ihtiyacı oluyorsa, nerede ihtiyacı oluyorsa, nereye gücü yetiyorsa bunu hep yapmıştır, yapmaya da devam ediyor. Dolayısıyla Türkiye’ye dönüp geldiğinizde; esasında, onların Türkiye’de ne düzeyde bir Türkiye Cumhuriyeti devleti dinamiği istiyorlar ve Türkiye milletin hangi pozisyonda kalmasını istiyorlar. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımız Ak Parti’yi kurarken, 14 Ağustos 2001’de üç temel cümle söyledi ama ben bir tanesini söyleyeceğim, o bir tane de şuydu: Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak cümlesiydi. Biz bu anlamda, Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı milletimiz adına söyledik. Milletimize tuzak kuranlar adına söyledik. İkide bir milletimizin ümüğünü sıkan vesayet odakları adına söyledi Sayın Kurucu Genel Başkanımız, bugün Cumhurbaşkanımız. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız; 2008’lerden 2009’lardan sonra dünyaya da artık dünyada da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demeye başladı. Bu da, işte Davos’ta “one minute”, Birleşmiş Milletlerde “dünya beşten büyüktür” diyerek mazlum ve mağdur milletlerin hak ve hukukunu koruyan, dünyada insan haklarını, hukuku merkeze alan bir anlayışın hâkim olması gerektiğini, Birleşmiş Milletlerde ve dünyada haykırmaya başladı. Dikkat ederseniz, Türkiye’nin o gelişen ve dünyaya insan hakları anlamında, hukuk anlamında, insanların huzur içerisinde hakkaniyetli yaşayabilmeleri adına verdiği mesajlar en çok batıyı rahatsız etmeye başladı. Ve döndüler Türkiye’ye, ta Gezi olaylarından itibaren başlayan bir senaryo var. Gezi olaylarının arkasında batı vardır. Ondan sonra, 17 Aralık-25 Aralık olayları arkasında; batı, Amerika, FETÖ, FETÖ’nün yandaşları, FETÖ’yü dünyada farklı noktaya taşıyan o güçler vardır. Geldiğimiz artık… Ama Türkiye’nin ve bu büyük milletin…” dedi.

Müezzinoğlu, 15 Temmuz hain darbe girişimini de değerlendirdi, karanlık güçlerin 16 Nisan’dan itibaren istedikleri gibi bir Türkiye organizasyonu yapamayacaklarını ifade etti.

“16 Nisan Dönüm Noktasıdır”

“Tabi, 15 Temmuz arkasında da yine aynı şey… Ertesi sabah bayram yapmayı beklerlerken; 249 şehit, 2 bin 200 gazi ve milletin dik duruşuyla bir baktılar ki hayal kırıklığı. Türkiye’de arzu ettikleri sonucu alamadılar. “Her iki tarafa da itidal çağrısı yaptılar ve şimdi bugünde; yine Türkiye’yi suçlayan, Hollanda’yı haklı gören bir noktaya geldiler. Şimdi burada özü ne? Özü; Türkiye ve 80 milyon millet geleceğine karşı potansiyelini keşfetti. Bu potansiyel ile ikide bir oynayabilen irade… Perde arkasından veya kapalı kapılar arkasından oynayabilen irade 17 Nisan’dan itibaren oynayamayacak artık. İnşallah, 16 Nisan artık milletin, o milli iradenin gücünün hâkim olduğu, ipin ucu artık milletin elinde olacak. Bugüne kadar vesayet odaklarının elindeydi. Vesayet odaklarında Avrupa, Amerika, bazen orduyla, bazen savcı, cumhuriyet başsavcısıyla, bazen Anayasa Mahkemesi, bazen sermayeyle, bazen medyayla… Bütün bunları istedikleri gibi bir Türkiye organizasyonu yapıyorlardı. Şimdi artık, istedikleri gibi bir Türkiye organizasyonu yapamayacaklarının son dönüm noktasıdır 16 Nisan. “ dedi.

“Erdoğan’ın Arkasında Hep Millet Var”

Müezzinoğlu Batı’nın Başkanlık Sistemine neden karşı olduğunu açıkladı; “Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanımız daha başbakan olduğu dönemde, daha ilk dönemlerde; medeniyetler çatışması değil, medeniyetler uzlaşması adımını attı ve bu medeniyetler uzlaşması adımında bir mesafe kat ettik İspanya ile kurulan… Ama bunların; medeniyetler uzlaşması işine gelmiyor. Bunlar, kendi medeniyetlerinin çatışmacı gücünü Türkiye üzerinde de, Ortadoğu üzerinde de, bölge üzerinde de dünyanın mazlum ve mağdur milletleri üzerinde de medeniyetler çatışması anlayışıyla sürdürmek istiyorlar. Türkiye ne diyor? Türkiye diyor ki; huzur medeniyeti, barış medeniyeti, insan hakları medeniyeti… Türkiye yeniden o güçlü medeniyetin dinamiklerini onların karşısına koyduğu için bunlar rahatsız oluyor. Dolayısıyla, bakın; Recep Tayyip Erdoğan’ı diktatör gibi gösteriyorlar değil mi? Recep Tayyip Erdoğan Ak Parti döneminin ötesinde de; İstanbul il başkanlığına bakın, İstanbul büyükşehir belediye başkanlığına bakın… Seçimsiz ve arkasında milli iradenin olmadığı hiçbir makamda olmamış. Arkasında hep millet var, demokrasinin özü var, milli irade var ve orada millet O’na ne kadar yetki verdiyse o yetkiyi azami kullanmış; zaman zaman o vesayet odakları O’na o yetkiyi kullandırmamakla ilgili de her türlü tezgâhı kurmuş… Yani İstanbul büyükşehir belediye başkanı… İstanbulluların analarının ak sütü gibi helal 1 milyon 50 bin oy ile seçildi. Sonra ne diye görevden alındı? Şiir okudu diye görevden alındı. Gerek Avrupa, gerek Türkiye’deki tatlı su balığı demokratları buna ses çıkardı mı? Bunlar işlerine geldiği zaman demokrat, işlerine gelmediği zaman demokrasinin temsilcisi bile diktatör oluyor bunların karşısında. Niye? Demokrasiyle geliyor ama işlerine gelmiyor. Önemli olan, batının işine gelen bir iktidar Türkiye’de var mı veya batının işine gelmeyen iktidarı onlar istedikleri zaman alaşağı edebiliyorlar mı? Bir; istedikleri zaman alaşağı edemediler ve edemeyecekler. Dolayısıyla bu ülkede; milli irade, millet, demokrasi, hukuk devleti daha güçlü olacak. Mazlum ve mağdur milletlerin hak ve hukukunu koruyan güç her geçen gün güçlenecek. Batı da bundan korkuyor. Özet itibariyle; korkunun yansımasıdır bu. “ dedi.

“Batı’nın Yüzü Artık Makyaj Tutmuyor, Dökülüyor”

Hollanda ve Almanya’daki miting engellemeleri ve  AB süreci sorusunu şöyle cevapladı; “Bir defa bu değerler üzerine kurulmuş cümlesi doğru ama bu değerleri samimiyetle sahiplenmiş bir anlayış olsaydı, bugün olduğu nokta bu olmazdı. Esasında bu değerleri kullanarak geldi. İnsan hakları dedi; işine geldiği kadar ve işine gelen kitlelere… Hukuk devleti dedi; işine gelen kitlere ve işine geldiği kadar… Demokrasi dedi; işine gelen yerlerde demokrasinin arkasında durdu, gelmeyen yerlerde de… Bizim darbelerin arkasında batı durdu mu, durmadı mı? Bugün Mısır’da yapılan darbenin arkasında batı duruyor mu, durmuyor mu? Ne oluyor kardeşim diyor mu? Hani demokrasiydi? Bu Ortadoğu’da ve Afrika’da yapılan asimilasyonların ve sömürülerin arkasında kim var? Dünya kadar insan açlıkla, bebekler açlıkla ölürken; bunun arkasında batı hiç insan hakları dedi mi? Bunları sömürmekten vazgeçti mi? Esasında, az önce girişte söyledim; bunların yüzünde bir makyaj var. Bu makyaj dökülüyor. Bu makyajla bir noktaya geldiler ama bu makyaj artık dökülüyor ve bu olaylarda makyajın ne kadar, böyle damla damla aktığını hep beraber, dünya da görüyor… Ona rağmen de; ya bu makyajı biraz daha koruyalım deme gayretleri bile yok. O nedenle; peki Avrupa Birliği ile Türkiye’nin süreci ne olacak? Bir defa insan hakları anlamında, hukuk devleti anlamında, samimi oldukları oranda biz o samimiyetin içinde varız. Ama samimiyetsizlikleri ortaya çıktığı sürece, samimiyetsizliklerine karşı tavrımızı koyarız ki bu samimiyetsizliklerini dünyaya da gösteririz. Biz Avrupa Birliğine mahkûm değiliz ama insan hakları, hukuk devleti, demokrasi bizim vazgeçilmezimiz. Türkiye millet olarak… Niye bu referandumu getiriyoruz? Bu güne kadar mücadelemiz neydi? Bu ülkede milli iradenin ümüğünü ikide bir sıkan sistemlerden milleti koruyalım, millet elini vicdanına koysun, aklıyla analiz yapsın, Türkiye’nin potansiyelini keşfetsin. Türkiye Avrupa ile yarışabilecek güce de, potansiyele de, akla da, vicdana da, cesarete de, özgüvene de sahiptir.”

Bakan Müezzinoğlu Batı’nın “Hayır Cephesi”nin miting ve programlarına izin verdiğine de dikkat çekti, şöyle konuştu;

“Fetö’yü Hala Sahiplenip Koruyup Kolluyorlar, Fetöcü’ler Batı’nın Maşası”

“İşlerine gelmeyen bu işte. Türkiye son 14 yıldır neyi yakaladı? Milletiyle bütünleşen bir iktidarı, milletiyle bütünleşmiş bir iktidarın yakaladığı istikrar, yakalanan o güçlü istikrarın; Türkiye’nin artık üretimde de, sanayide de, ihracatta da, rekabette de onlarla çok güçlü bir rekabet dinamiği var. Onlarda yok. Her bir yaşta 1 milyon 250 bin gencimiz var, her bir yaşta. Beş yaşlık dilim dediğimiz zaman 6,5 milyon genci var. Bizim nüfusumuzun ortalama yaşı 31-31,5; onların ki 42-42,5… Onun üzerinde, dolayısıyla…Şimdi, FETÖ’cülerden kaçanlar orada. FETÖ’cüleri koruyan onlar ama…FETÖ’yü bu kadar palazlandıran ve bu kadar güçlü kılan bir yapı, anlayış… Türkiye’nin FETÖ kanalıyla daha önce farklı kanallardan yaptığı milletin ümüğünü sıkma organizasyonu bu sefer de FETÖ ile denemek istediler. FETÖ’yü onun için hala sahipleniyorlar, koruyorlar, kolluyorlar ve FETÖ’cüleri de savunuyorlar. Dolayısıyla, burada önemli olan FETÖ’cülerin duruşu değil, FETÖ’cüleri bu noktaya getiren ve onları koruyan anlayış… FETÖ’cüler bana lazım diyor. Ne için lazım? Türkiye’nin kaderiyle…FETÖ’cüler de bunların maşası. “ dedi.

Bakan Müezzinoğlu; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Hayır Kampanyasını değerlendirdi.

“Tabi yani, orada taktikleri olabilir. Bir siyasi partinin nasıl taktik izleyeceğine kendisi karar verir ama orada bazı salonlarda; özellikle toplumun gözünün içine baka baka yalan söylüyor olması… Cumhuriyetin kuruluş döneminde ve kuruluşunda, Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir siyasi partinin genel başkanına yakışmayacak yalanları söylüyor olması… Esasında ben, var olmasından, hayır kampanyası yapmasından rahatsız olmam, neticede bir siyasi parti…” dedi.

Kendisine, sonucun “Evet” çıkması durumunda Kılıçdaroğlu’nun istifa etmeyeceği açıklaması da soruldu; Müezzinoğlu Kılıçdaroğlu’nun söylemleri hakkında açıklamalarda bulundu.

“Vatandaşın Gözünün İçine Baka Baka Yalan Söylüyor”

 “Tek adamlık var ya, tek adamlık onlar için esasında orada cazip… Ama Türkiye’de tek adamlığa gelince de ayrı bir şey…Sivil toplum örgütlerini veya 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Sakarya’da bir etkinlik yapıyor… Genelde salon, çünkü salonlar kolay. Diğeri arazi, yağmur var, kış var, vatandaşın tepkisi var ama salonları… Organize edersiniz bir grubu, nutuk çekersiniz, orada isteyebildiğiniz kadar… Yalanı da, iftirayı da, korku cümlelerini de yayarsınız… Dolayısıyla o şekilde bir taktikte gidiyor ama bir defa… Bakınız, o salonlarda benim rahatsız olduğum bir cümleyi söylüyor, çünkü bakanlığımı ilgilendiriyor. Orada diyor ki… Bu 18-25 yaş grubunda ilk defa oy kullanacak olan ve oy kullanıp da bu dönemde seçilme hakkını elde edecek 8,5 milyon gencimiz var. Şimdi bu 8,5 milyon gencimizin annelerine şöyle diyor: Bunlar diyor kendi çocuklarını milletvekili yapacak, kendi çocuklarını 2 yılda…22 yaşında, 20 yaşında, 24 yaşında emekli olacak. Göz göre göre, vatandaşın gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Bugün benim milletvekili olarak 3’üncü dönemim, 3’üncü döneminde hangi yaşa takılıyorsan o yaşı beklemeden, doldurmadan emekli olma şansım yok, onun da 60 yaşından önce emekli olma şansı yok.

Hayır, bile bile yalan söylüyor, çünkü daha önce bu anlamda… Çünkü kendi milletvekilleri arasında şu anda bir dönem, iki dönem milletvekilliği yapıp da yaşa takılarak 56’yı, 57’yi bekleyen arkadaşlarımız var.Şimdi benim vatandaşım gününü doldurduğu halde yaşını doldurmadığı için yaşa takılırken, aynı takılmayı vekillerimiz de takılıyor. Peki, niye buradan istismar ediyorsun, niye yalan söylüyorsun, kimi kandırıyorsun? Sonra yalanda siyasette başarılı olunmaz. Hele hele CHP gibi bir siyasi partinin Genel Başkanına yakışmıyor. Hiçbir milletvekili gününü ve yaşını doldurmadan, o gün gelmeden, bu 56’dır, 57’dir, ama bu süreç 2036’larda 60’dan erkekler, 58’den önce kadınlarımız emekli olamayacak, diğerleri de girdiği yıla göre gününü doldurduktan sonra yaşını bekleyecek, bu ister milletvekili olsun, ister başbakan olsun fark etmiyor. “ dedi ve gençleri uyardı;

“ 8,5 Milyon Gencin İçinde Niye Parlamentoda 20-25 Gencimiz Olmasın”

“Burada gençlere bir şey daha söyleyeceğim. Bakınız, burada 8,5 milyon genç var. Bu gençlere Kılıçdaroğlu diyor ki, ey genç, sen bana güven, CHP’lilere güven, CHP’de belediye başkanına da, belediye meclis üyesine de, herkese güven, ama biz sana güvenmiyoruz. Ya nasıl olur? 8,5 milyon genç; bir, belediye meclis üyesi adayı olamıyorlar, 8,5 milyon belediye meclis üyelerini seçebiliyorlar, aday olamıyor. Muhtar seçebiliyorlar, muhtar azası olamıyorlar. İki binin üzerinde belediye başkanı var, 24 yaşında bir genç niye belediye başkan adayı olmasın ya, niye belediye meclis üyesi olmasın? 8,5 milyon gencin içinde niye Parlamentoda 20-25 tane gencimiz olmasın? Bir dönem tecrübe kazanır, ikinci dönem bakan olur, Avrupa’da bizi temsil eder.Bir de, gençleri kendi kendilerini inkar edin diyor. Ya benim hakkımı cebime koymanın ötesinde, niye senin cebinde dursun Nuri Bey? Niye 8,5 milyon gencin hakkı benim cebimde dursun?Genç arkadaşlara diyorum ki, kendi haklarınıza sahip çıkın, haklarınızı cebinize koyun, kendi hakkınız kendi cebinizde dursun, ne zaman istiyorsanız o zaman kullanırsınız…”

“Çocuğumu Muhtar Adayı Yapamam”

‘Seçilme yaşı’ tartışması, Kılıçdaroğlu’nun “Kendi çocuklarını emekli yapacaklar, askerlikten muaf tutacaklar” eleştirileri için Müezzinoğlu, “Ben kendi çocuğumu oturduğum mahallenin muhtarı yapabilir miyim?Bizim AK Parti olarak kriterlerimiz var zaten. Toplumu istismar eden hiçbir siyasetçi başarılı olamaz. Önce toplum demeyen, millet demeyen bir siyasi anlayış asla başarılı olamaz.CHP’ye tavsiyem, millete inansın ve güvensin, merkeze milleti alsın. Merkeze güç odaklarını alıyorsa, merkeze kendi dar ideolojisini alıyorsa olduğu yerde saymaya devam eder, Kılıçdaroğlu’nun diktatörlüğü veya tek adamlığı devam edebilir, onu CHP’liler bilir.Ama bir şey daha söyleyeyim, biz gençlere inanıyoruz ve güveniyoruz. Bu gençlerin arasından istiyoruz ki onlarca yeni Recep Tayyip Erdoğan’lar çıksın. Ama Kılıçdaroğlu, oralardan Kılıçdaroğlu’nun çıkma ihtimalinden korktuğu için herhalde gençlere diyor ki, hayır deyin diyerek gençlerin önünü kesiyor.Biz gençlere inanıyoruz, güveniyoruz ve bu ülkenin geleceğinde gençler söz sahibi olacak, oralardan onlarca Recep Tayyip Erdoğan’lar çıksın, Türkiye kazanır, millet kazanır, milletin kazandığı yerde biz her zaman mutlu oluruz.14 yılda bir tane örnek göstersinler. Sayın Kılıçdaroğlu bize öyle yapalım ki meydan onlara kalsın. Ya öyle yapanı millet anında siler defterini. Az önce söyledim, ben kendi çocuğumu mahallenin muhtar adayı göstersem bu nedenle yapmaz zaten. Onu hak ediyorsa oraya gelir.Yakışmıyor. Bunun için de millet CHP’ye ne umudunu, ne güvenini bağlayamıyor. “

Müezzinoğlu, Hayır kampanyası yürüten muhalefetin söylemlerini de değerlendirdi.

“Ben burada hep şunu diyorum: Bu milleti kıt akıllı zanneden bana göre kendisi kıt akıllıdır, yani milletin aklıyla, vicdanıyla alay etmektir bu. Tam aksine, sistem ilk defa milletin eline kime hesap sorabileceğini şeffaf ve net gösterebilen; bir, destek oldum, beklentim oldu, bana taahhütlerde bulundu ve yarın geldi huzuruma hesap soruyorum.İki, bu hedef gösterdi, hedeflerine inandım, güvendim, arkasında durdum, yarın hesap soruyorum, hesabını verebiliyorsa devam eder, vermiyorsa güle güle. Türkiye Büyük Millet Meclisinin de gücü ve dinamikleri, yasama gücü artacak ve güçlenecek. İki, diğeri de yürütme gücü, o da neyi taahhüt ettiyse yapıyorsa yapacak, yapamıyorsa hadi güle güle kardeşim diyecek. Öbür tarafta da Türk milleti adına yargı görevini üstlenen yargı da Parlamentoyla cumhurun başkanının gösterdiği adayların oluşturacağı heyetle yargı da… Bu ülkede yarın bugün, son 50 yıla bakın, yargının güvenilir yanını… Bu millet diyor mu yüzde 50’si ben adalet sistemine güveniyorum? Yok, Nasıl bir Anayasa Mahkemesi ki, bir tane savcı yüzde 47 oy almış bir siyasi parti laikliğe karşı odaksın diye dava açtı, 11 tane hakim gördü, 5 ay milli irade bıçağın sivri ucunda, kapatılıyor-kurtuluyor, kapatılıyor-kurtuluyor; bir oyla kurtuldu. Kurtulan AK Parti miydi? Milli iradeydi, demokrasiydi. Peki, orada o dönemde CHP ne durdu? Ah bir kapansa diye durdu. Dört uzman, bir milletvekili, üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldırmakla ilgili 411 milletvekili ya, Parlamentonun yüzde 75’inden fazla, CHP gitti Anayasa Mahkemesine götürdü ve Anayasa Mahkemesinde 11 kişi yasak devam etsin dedi. Bu mu büyük Türk milleti adına tarafsız, bağımsız karar veren ya? O zaman nerede demokrasi? Bırakalım onlar yapsın millet adına. Şimdi ne olacak? Bir, Parlamentodan gelecek. İki, cumhurbaşkanlığından gelecek. Anayasa Mahkemesine gelenler 12 yıl süresince... Ya bir defa cumhurbaşkanı süresi 10 yılı geçmiyor iki defa seçiliyorsa, hiçbir döneminde üçten, dörtten fazla isim atayamıyor. Dolayısıyla milleti kandırmaya çalışıyorlar. Hukuk sistemi de, adalet sistemi de, yargı sistemi de, yasama da, yürütme de, hepsi vatandaş bilecek, ha benim karşımda yürütme var, gel kardeşim Nuri Bey, sen yürütmede bana şunu, şunu vaat ettin, ama beklediklerimi yapmadın. Ey yasama, partiler, şu şu şu yasaları Parlamentodan benim haklarımı, tarımla ilgili, ulaşımla ilgili, sosyal güvenlikle ilgili, insan haklarıyla ilgili, Türkiye’nin dünyayla yarışıyla ilgili yasama beklediklerini yapmadım, kusura bakma ey parti, A, B, C partisi. Ondan sonra yargı, siz yargıyı da siyasallaştırdınız, kusura bakmayın, siyasallaştıran sizsiniz, ben adalet sisteminden rahatsızım, dolayısıyla hesabını senden soruyorum ey Parlamento, hesabını senden soruyorum ey cumhurbaşkanı; bu kadar net. bu kandırmaca. Ben bazen diyorum, benim 12 yaşındaki torunum ile bunları bazen biraz… Dede diyor, nasıl bunu söylüyor diyor… “

Müezzinoğlu’na referandum anket sonuçları da soruldu;

“16 Nisan Akşamı Güzel Bir Akşam Olacak”

“2002’de İstanbul’da İl Başkanı olarak ilk seçimlere, o dönemden beri hep ben CHP’nin anketlerine bir bakarım, hep ikiyle çarpar beklentisini, yani olanla beklentisi seçimin son gününe kadar çok da iddialı söyler, samimi, işte AKP yüzde 36’lara indi, biz yüzde 40’ları geçtik falan. Her seçim öncesi biz mutlaka bir 35’lere ineriz, hatta bazen 30’lara ineriz, onlar 40’lara, 45’lere gider. Ondan sonra seçim bir biter. 7 Haziran’dan sonra biz 65’lik blokuz diyor. Ya bizim 41 var, yani 65’lik blokun olması için bizden de alman lazım. Başarı için iki tane kelime önemlidir; bunun birincisi güvendir, ikincisi istikrardır. Recep Tayyip Erdoğan 2001’den partiyi kurduğu günden bugüne gelişinde;  bir, kendisine olan güvendir, iki, ekibine olan güvendir. Recep Tayyip Erdoğan’ı milletvekili listesinden çıkarttılar, zannettiler ki parti tökezleyecek. Yok, ekibine olan güven devam etti ve o istikrarı getirdi. Türkiye 14 yıldır güven ve istikrarın büyük oranda kazanımlarını elde etti. Şimdi hayır’cılar, bu ister Avrupa, ister içerideki hayır’cıların korkusu, Türkiye’nin o büyük ülke olmasından ve bu büyük milletin geleceğe güçlü yürümesinden korkanlar. Şimdi istikrar bundan sonra daha güçlü istikrar ve daha güvenli bir ortam olacak. Ve bu Recep Tayyip Erdoğan sonrası için de Türkiye’nin ve bu büyük millet için emniyet sibobu, ilk defa ipin ucu milletin elinde ya. Milletin yüzde 50’sinden fazlasının istemediği biri orada oturamayacak. Bir defa sistem millet adına güçlü. Bu milletin sisteminin başına, düşünün ki 7 Haziran, Devlet Bahçeli devletten yana durmadı da dedi ki, ya Kılıçdaroğlu gelmiş, ne güzel başbakanlığı ona ikram ediyor, o da deseydi, ya ben size dışarıdan destek olayım, siz de Selahattin Demirtaş’a, başbakanlığı ona ikram edin, ben de size destek olayım deseydi bugün ülkenin başbakanı Kemal Kılıçdaroğlu veya Selahattin Demirtaş’tı veya Bahçeli’ydi. Bahçeli’nin başbakan, Selahattin Demirtaş’ın başbakan yardımcısı, Kılıçdaroğlu’nun yardımcısı olduğu bu ülkede istikrar olur mu, güven olur mu? Milletin, ha ya benim istediğim iktidar buydu diyen vicdani rahatlığı bu siyasi partinin seçmenleri tarafından destek alır mıydı? Nitekim almadı? Hemen 1 Kasım’da değişti.

Dolayısıyla 58 milyon seçmen, onların en az yarısının vicdanı, en az. Dolayısıyla bu kadar güçlü bir sistemi milletimize getiriyoruz. Ben inanıyorum ki, milletimiz rahatlıkla elini vicdanına koyacak, aklıyla analiz edecek ve 16 Nisan akşamı güzel bir akşam olacak. “ dedi.

Ve referandum sürecini değerlendirdi;

“Biz Fani’yiz, Millet Baki”

 

“Şimdi bir defa, tabi tereddüt olanlar vicdani olarak analizlerini yapsınlar, ben bir defa hayırcı kampanyaya eleştiri yaparım, ama elini vicdanına koyarak analiz yapan ve o nedenle ben hayır demek istiyorum diyene saygı duyarım. Ama hayır’cı kampanyası yapanlar; hayır’cılığı kim yapıyor? HDP yapıyor. Bu milletin ortak değerleriyle alakası yok, vatanın bölünmez bütünlüğüyle ilgili de, çünkü PKK’dan talimatı alıyor ve milletin bütünüyle ilgili derdi yok, hayır’cılık yapıyor, işte FETÖ hayır’cılık yapıyor, Avrupa hayır’cılık yapıyor, CHP hayır’cılık yapıyor. CHP’nin hayır’cılığı ise milletten korkuyor, milletin değerlerinden korkuyor, halkla yürümeyi başaramadı ve başaramıyor. Milletten korkmayan bir CHP esasında bu sisteme karşı alternatif de getirebilirdi. Bunu Sayın başbakanımız Sayın Kılıçdaroğlu’na söyledi gitti ta Ağustos ayında. Sayın Kılıçdaroğlu, biz cumhurbaşkanlığı veya başkanlık sistemini diyoruz, ama siz de parlamenter sistem diyorsunuz. Bakın bu sistem tıkanıyor. Bizim dönemimizde sıkıntı olmaz, Recep Tayip Erdoğan, AK Parti millete bedel ödetecek bir yanlışın içinde olmaz. Ama bu sistem millet adına güven vermeli, milletin geleceği adına. Tayyip Erdoğan fani, Binali Yıldırım fani, Müezzinoğlu fani, ama milletse, devletse baki, millet ve devlet adına doğru bir sistemi kurgulayalım. Siz ise bize önerdiğiniz parlamenter sistemi getirin, yeter ki merkezinde millet olsun. Önerdiğiniz parlamenter sistemle bizim önerdiğimiz cumhurbaşkanlığı veya başkanlık sistemini, ikisini birden millete götürelim, millet hangisini istiyorsa onu seçsin, biz de ona razı oluruz. Ona hayır dediler, ona ses çıkartmadılar. Sonra biz MHP’yle birlikte bu öneriyi getirince; bir, kan dökülür. İki, cesedimizi çiğnersiniz. Üç, Parlamentoda kürsü işgali, kürsüye kendini kilitlemeler. Ya kardeşim, biz milletin sistemiyle ilgili kararı Anayasa Mahkemesi değil, belirli güç odaklarına değil millete götürüyoruz, buna bile karşı çıkan anlayış… Onun için diyorum CHP milletten korkuyor, halktan korkuyor, milletin değerlerinden, hedeflerinden korkuyor. Onun için kaybetmeye mahkumlar. “ dedi.

Programda Kılıçdaroğlu’nun uzlaşı çağrısı da masaya yatırıldı, Müezzinoğlu şöyle konuştu;

“Chp İle Evet’te Uzalaşalım”

“ Uzlaşalım tamam işte, sistem önerimiz geldi, buyurunsun evet desin, buyursun evet desin. Yani burada artık anayasa referandum sürecine giren, Türkiye Millet Meclisinden oylanmış, 339 milletvekiliyle geçmiş bir sistemin öncesinde öneride bulunmamış, kendi önerisinde bulunmamış, buraya katkı sağlamamış; şimdi nede uzlaşacağız, söylesin nede uzlaşacağız? Evet’te uzlaşalım. Şimdi çaresizliğin bir sonucu. Neticede millete artık gidiyor, bunu 15 gün önce ben söyledim. Millet hakem dedi. Ben de, günaydın beyefendi dedim. Ya siyasette millet hep hakem. Keşke hep milletle beraber yürüseniz. Keşke hep milleti hakem pozisyonunda hakem sensin ve yetki sendedir diyebilsen, bugün Cumhuriyet Halk Partisi bu halde olmaz ya. Ama şimdi ne oldu? Çaresiz gidiliyor artık, millete diyor ki hakem sensin. Bize de dönüyor diyor ki, hadi uzlaşalım. Ya kaç dönem, 2011 dedik ki anayasa yapalım, gelin ya 3 sizden, 3 sizden, 3 sizden, bu 60 maddede uzlaşıldı geçen dönem. Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki; uzlaşıldı ya ne güzel, bu 60 maddeyi çıkartalım; yok. Nerede Cumhuriyet Halk Partisi? Yok. Yani çaresiz kalınca meşru cümleler söylüyor. “

Müezzinoğlu; Başkanlık Sistemi’nin amacı hakkında da açıklama yaptı;

“Ağanın Eli Tutulmaz, Milletimiz Bu İşin Ağası, Patronu, Sahibi”

“Sayın Erdoğan bugün Cumhurbaşkanı seçilmiş mi? Seçilmiş. Bu seçim geldiğinde yeniden aday olma hakkı olacak mı? Olacak. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da hakkı var mı? Var. Benim de hakkım var mı? Benimkiyle ilgili tereddüt vardı, benim de o anlamda hakkım var. 40 yaşını doldurmuş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsinin hakkı var. Dolayısıyla bu anlamda niye Recep Tayyip Erdoğan için getiriyorsunuz densin ki? Bu anlamda Recep Tayyip Erdoğan şu anda onu kendi adına zaten o hakları olan, yeniden de milletin huzuruna eşit vaziyette…Ama şu var: Sistem önümüzdeki 20’li, 30’lu yılların istikrarı açısından doğru bir sistemi kurgulamak zorundayız. Biz ikide bir milletin bedel ödediği bir yapıya nasıl rıza gösterelim? Allah korusun, yani neticede fani, Recep Tayyip Erdoğan’a bir şey olsa ne olacak ülkenin hali Nuri Bey? Bu sistemle ülkenin ikide bir krize girdiği, krize girdiğinde bedeli kim ödüyor? Millet ödüyor. Partiyi kapatma davasında o savcı bir bedel ödedi mi? O 11 tane hakim bir bedel ödedi mi? Ama ülkenin ekonomisi 5 ay dünya krize giderken bıçağın sivri uçağında durdu. Ekonomi 1 puan daha iyi büyüyebilecekken, ki Türkiye’nin o zaman yükseliş dönemiydi. Onu geri bırakmış olmanın sorumlusu kimdi? Bu sistem vesayet odakları, dolayısıyla ben bu anlamda milleti merkezi alan, milleti öncelikleyen, demokrasi zaten budur, ondan sonra kurumlar da millete hizmet edecek. Ben şöyle bir şey söyleyeyim: Özel yaşamımda biliyorsunuz bir başka ülkeden anavatana gelmiş, bu millete güvenen asla kaybetmez. Özel yaşamımda da bu milletle beraber hiç kaybetmedim. Siyasi yaşamımda da Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük özelliği milletine güvenmektir, inanmaktır. Dolayısıyla kaybetmedik. Biz milletimizi merkeze alan, milletin yarınlarını bugünden daha iyi yapma derdi olan biri. İster ticari hayatta olun, ister özel hayatınızda olun, ister siyasette olun. Siyaset millet için yapılır, millet için yaptığınız sürece millet sizi baş tacı eder. Allah’a şükürler olsun ki Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere AK Parti kadrolarının birinci önceliği hep millet olmuştur. Ben bedel ödeyim, ben sıkıntı çekeyim, aman ha millet bedel ödemesin. Millete haksızlık olur, var tabii tahminim ama, yani hani ağanın eli tutulmaz denir ya, yani milletimiz bu işin ağası, patronu, sahibi. Bu milletin cesareti, bu milletin feraseti, bu milletin asaleti 15 Temmuz akşamı nasılsa, yine 16 Nisan akşamı aynı ferasetle, aynı asaletle, aynı cesaretle, aynı öngörüyle…Bundan sonra bu ülkenin kaderinin önünde hiçbir hain güç böyle planlar yapamayacak. “

Bakan Müezzinoğlu; İşsizlik ve 2017 istihdam hedefini de açıkladı;

“İşsizlik Oranı Yüzde 10’un Altına İnecek”

“Bir defa kesinlikle aşacağız, birincisi çok zor olağanüstülüklerle geçen bir 2016 var, yani 2016’ya biz bismillah dediğimizde Güneydoğu’da olağanüstü bir terör eylemi, çukur siyaseti, terör, sokaklarda işgaller vardı ve 2016’nın başından itibaren çok yoğun bir terörle mücadele ki bugün artık çok şükür terörle mücadelemizi çok iyi bir noktaya getirdik. Onun dışında 2016 yine girdiğimizde Rusya’yla uçak krizi. Dolayısıyla ciddi bir işte turizmle ilgili, Rusya’ya olan ihracatımızda birdenbire kesilme, yine zor bir 2016’nın bir başka başlığı. Bir de, hain FETÖ darbe girişimi. Bütün bunları esasında düşünüyorum da bir başka millet acaba atlatabilir miydi? Yani üç tane çok güçlü sorun, çok olağanüstü sorun, ama bütün bunların içinden çıkan, dimdik ayakta çıkabilen bir millet ve yine geleceğe umudun, hedefini koyan bir millet. Dolayısıyla 2016’nın özellikle Ağustos ayından itibaren ki bu Ağustos 3 ay geriye giden rakamlar. Nisan ayından itibaren işsizlik rakamlarımız da hızla tek haneliden çift haneliye döndük ve devam etti bu süreç. Şimdi bu Aralık ayının rakamları bugün itibariyle geldi ve 12,5’lara geldik. İnşallah bunu Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla, Başbakanımıza teşekkür ediyorum, Cumhurbaşkanımıza da, destekleriyle 1,5 milyon artı istihdam. Bu, bir; 2016’nin açığını kapatacağız. İki; 2017’nin hedeflerini tutturacağız. Şu anda bu alanda çok başarılı gidiyor. Ve ben 3 Mart itibariyle artı istihdam rakamlarını 264.630 olarak açıklamıştım. Bugün itibariyle de, 13 Mart itibariyle ki 10 günlük 309.050, yani çok hızlı bir artı istihdam var. Ve bu ay sonu itibariyle bizim… Günlük takip ediyoruz, kamuoyuna haftalık deklare ediyoruz. Net rakamları da, sigortalıların kesin rakamlarını da her ayın 25’inde kesin rakam olarak veriyoruz. Dolayısıyla şu anda biz 2016’nın açığını kapatıyoruz. Mart sonu itibariyle 2016’nın açığını kapatacağız ve ondan sonraki sürede de 2017’nin 1 milyonunu inşallah kısa sürede kapatacağız. Şunu net söylüyorum: 2017 Aralık ayı itibariyle Türkiye’nin işsizlik oranı yüzde 10’un altına inecek.”

Müezzinoğlu, Genel sağlık sigortası hakkında da konuştu;

“53 Tl Öde Gss Kapsamı İçine Gir”

“ Çok ciddi konular, ama süreyi referandumla bitirdik. Genel sağlık sigortası Batuhan Bey, çok hayati bir konu. Genel sağlık sigortası kapsam dışında ne kadar vatandaşımız var ise daha önce gelir testine tabiiydi, Gelir testi sonrası bir kısmı 426, bir kısmı 213, bir kısmı da 71 TL ödeyerek kapsam içine giriyorlardı. Burada çok sıkıntılar vardı, bir kısmı ödeyemiyordu. Şimdi dedik ki; gelir testini kaldırdık, ayda 53 lira, ayda 53 lira öde genel sağlık sigortası kapsamı içine gir ve aile düzeyinde Allah korusun hiçbir sağlık sorunu olmasın, ama olduğu zaman Türkiye’nin her köşesinde her türlü sağlık hizmeti alabilirsin. “

Kıdem tazminatı fonu için referandum sonrasını tarih gösterdi.

“Kıdem Tazminatı Reformu Referandumdan Sonra Görüşülecek”

“Onu referandumdan sonra, yani bunlar temel köklü çözümler, sağduyulu, samimi ve sürdürülebilir, hakkaniyetli, çalışanımızda mağduriyet oluşturmayacak. Çalışanın hak ve hukukunu koruyacak, geliştirecek bir sistemi inşallah…” dedi, taşeronlar için ise sabır dedi.

“Taşeron için çalışıyoruz”

“Çalışıyoruz, onu da yine köklü bir sorun, sabır diliyorum. Milletimiz ferah olsun, bu milletin yarınları bugünden çok daha iyi olacaktır. Çünkü büyük bir millet, asil bir millet, cesur bir millet, ferasetli bir millet, önünde siyasi hengamelerden de bundan sonra kurtulmuş olacak. Hızla o muasır medeniyet seviyesinde üzerindeki hedefe koşarak yürüyecek. “










© 2017 - ÇSGB | T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Emek Mahallesi 17. Cadde No:13 Pk: 06520 Emek / ANKARA