Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, anayasa değişikliğine ilişkin kanun hakkında, "Bu milletin vicdanına, cumhurun vicdanına kendi başkanını seçme yetkisini veriyoruz. Dolayısıyla milli iradenin, Cumhuriyet döneminin bundan sonraki sürecinde daha çok temsil edileceği ve bu milletin kaderiyle birilerinin kapalı kapılar arkasında rahatça oynayamayacağı bir döneme geçiyoruz. Türkiye kazanacak, bu büyük millet kazanacak." dedi.

Müezzinoğlu, katıldığı Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulunarak, soruları yanıtladı.

"Anayasa değişiklik paketi için referandum süreci işlemeye başladı. Toplumun bir bölümü değişiklikleri desteklerken, bir bölümünün ise pakete dair eleştirileri söz konusu. Sizce seçmenler bu değişikliğe neden "Evet" demeli, bu bağlamda sizin referandumun sonucuyla ilgili tahmininiz nedir?" sorusu üzerine Bakan Müezzinoğlu, TBMM'den geçen değişikliğin ülke ve millete hayırlı olmasını diledi.

Türkiye'de 1970'den beri siyaseti yakından takip ettiğini, son 26-27 yıldır da fiilen siyasetin içinde bulunduğunu belirten Müezzinoğlu, başkanlık ve cumhurbaşkanlığı sisteminin zaman zaman gündeme geldiğini, "Bu sistemin Türkiye'yi büyük hedeflere götüreceğinin" ifade edilmesine rağmen, bugüne kadar başarılamadığını ifade etti.

Güçlü ülke ve milletin, güçlü bir sisteme ihtiyacı olduğunu kaydeden Bakan Müezzinoğlu, güçlü bir sistemin arifesine gelindiğini anımsattı.

Müezzinoğlu, TBMM'de 339 milletvekilinin oyuyla, değişikliği referanduma götürecek sürece girildiğini, bu sürece gelinceye kadar çok zorluklar yaşandığını vurgulayarak, MHP'ye ve Genel Başkan Devlet Bahçeli'ye teşekkür etti.

AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin, milletin kaderindeki tarihi dönüşüme vesile olduğuna işaret eden Müezzinoğlu, "Artık takdir millettedir." dedi. 

CHP'nin son 30 yılda milleti "Cumhuriyet elden gidecek" diye korkuttuğunu aktaran Müezzinoğlu, "Cumhurun eline götürdüğümüz, vicdanına verdiğiniz bir sistemle, Cumhuriyeti, cumhuru korkutmak akıl karı iş değil, akıl ve izahı da yok. Neticede cumhura, Cumhuriyeti teslim ediyoruz. Cumhur da başkanlığı seçiyor. Bu kadar reel bir yapıya karşı çıkmayı, milletten, milletin değerlerinden korkmak diye yorumluyorum."  diye konuştu.

Bakan Müezzinoğlu, HDPnin çok farklı hedeflerinin bulunduğunu, onun için "Hayır" dediğini kaydederek, "Hayır"cı kitlenin neden "Hayır" dediğini, "Evet"çi vatandaşların iyi analiz etmesi gerektiğini vurguladı.

"Büyük bir çoğunlukla evet çıkar"

Referandumda büyük bir çoğunlukla "Evet" çıkacağına inandığını aktaran Müezzinoğlu, şunları söyledi: 

"58 milyon seçmenimiz var. 58 milyon seçmenin içinde 18 yaşında genç kızlarımız, delikanlılarımız, 25 yaşında çalışan veya iş arayan gençlerimiz, işverenimiz, engellimiz, yaşlımız, hastamız var, 120 yaşında oy kullanacak insanımız var. Bu milletin vicdanına, cumhurun vicdanına kendi başkanını seçme yetkisini veriyoruz. Dolayısıyla milli iradenin, Cumhuriyet döneminin bundan sonraki sürecinde daha çok temsil edileceği ve bu milletin kaderiyle birilerinin kapalı kapılar arkasında rahatça oynayamayacağı bir döneme geçiyoruz. Türkiye kazanacak, bu büyük millet kazanacak."

"Yunanistan Yüksek Mahkemesinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası helikopterle Yunanistan'a kaçan 8 askerin Türkiye'ye iade edilmemeleri yönündeki kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu karar son dönemde Türkiye ile Yunanistan arasındaki olumlu ilişkileri nasıl etkiler?" sorusu üzerine Müezzinoğlu, aslen Yunanistan doğumlu olduğunu, 1967'de askeri milliyetçi cunta darbesini Gümülcine'de yaşadığını anlattı.

Cuntanın Batı Trakya azınlığına ne getirdiğini, Yunan halkına ne bedeller ödettiğini gözlemlediğini ifade eden Müezzinoğlu, Kıbrıs çıkarmasından sonra rahmetli Bülent Ecevit'in "Yunanistan'a da demokrasiyi biz getirdik." dediğini anımsattı.

Yunanistan'ın yeniden darbeye dönüş sürecinde, hukuk anlamında en ağır bedeli ödettiğini hatırlatan Müezzinoğlu, "Darbenin bedelini Yunan halkı ağır ödedi ve oradan çıkışı da demokrasiyle buldu ama neden Türkiye'deki darbecilere bu tavrı, kendi darbecilerine gösterdiği tavrı gösteremedi? Dikkat ederseniz son 5-6 yıldır Yunanistan'ın içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik kriz, kendi iradesiyle bu kararı verebildiği kanaatinde değilim. Onun için de çok şaşırmadım." ifadesini kullandı.

"Yunanistan vermek istese bile veremez"

Müezzinoğlu, "Yunanistan şu anda arzu edenin çok rahat kullanabildiği bir ülke pozisyonunda mı?" sorusuna, "Darbecilerin Dedeağaç Havalimanı'na inişleri, ondan sonra Sayın Çipras'ın verdiği demeçlere baktığınızda, Sayın Cumhurbaşkanımızla, Başbakanımızla olan görüşmelerde en ufak bir sorun yoktu. Arkadan o üst akıllar devreye girdi ve o üst akıllara Yunanistan adalet sistemi teslim olmak zorunda kaldı." yanıtını verdi.

"Yunanistan'a kaçan bu 8 kişi darbenin iç yüzün anlatmada çok etkin olacak bilgilere mi sahipler?" sorusu üzerine Müezzinoğlu, "Mutlaka. Orada stratejik, arka planı isimler var. Arka planda koordinasyonun belki de bire bir bağlantısını kuran isimler var. Dolayısıyla Yunanistan vermek istese bile veremeyeceği bir fotoğraf olduğu kanaatindeyim." diye yanıt verdi.

"Anayasa değişikliğindeki tılsım..."

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in, Türkiye'nin kredi notunu düşürdüğü, not görünümünü ise durağanda bıraktığının hatırlatılması ve kararın Türkiye'ye yatırımları etkileyip etkilemeyeceğinin sorulması üzerine Müezzinoğlu, buna benzer "ekonomik projeler"in 2013'ten beri yaşadığını belirtti.

Bu dönemde faizlerin yüzde 5'lerin altına indiğini, enflasyonun düştüğünü, büyümenin yüzde 6-7'lerle ulaştığını, ülkeye yabancı sermayenin geldiğini, olağanüstülükler aşılarak ciddi bir yolculuğun başarıldığını ifade eden Müezzinoğlu, bu nedenle dünyanın Türkiye'yi tereddüt veya korkuyla izlediğini kaydetti.

Türkiye'nin bu halinden rahatsız olan güç odaklarının Gezi Olaylarını başlattığına işaret eden Müezzinoğlu, 17-25 Aralık'ta da bir hukuk darbesiyle ülkenin siyasi istikrarının ardından ekonomik istikrarın bozulmak istendiğini vurguladı.

Türkiye'nin istenildiği gibi yönetilmeye çalışıldığına dikkati çeken Müezzinoğlu, bunun daha önce 1960 ile 1980 darbesinde, Özallı yıllarda ve 28 Şubat döneminde başarıldığının, AK Parti döneminde ise başarılamadığını bildirdi.

Anayasa değişikliğindeki tılsımın da burada olduğunu kaydeden Müezzinoğlu, "Türkiye'nin kaderiyle biz istediğimiz zaman oynayabilecek miyiz? Yani siyasi siyasi istikrarı istediğimiz zamam bozabilecek miyiz, bozamayacak mıyız?" diye düşünenlere yeni sistemin engel olacağını belirtti. 

"Türkiye bu fırtınalardan nasıl çıkacaktı"

Bütün bu süreçlerde, esas hesabın siyasi istikrar olduğuna vurgu yapan Bakan Müezzinoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

"AK Parti döneminde hiç bozamadılar, bundan sonra da referandumdan sonra da hiç bozamayacakları zemine gelecek. 7 Haziran seçimlerinde tam onların istediği bir tablo oldu, tutmasa bile, hesap hatası çok büyük olsa bile, 'Biz 65'lik blokuz' diye havalar attılar. AK Parti'nin oylarını da alarak, yüzde 65'lerle birbirlerine başbakanlık hediye ettiler. Orada Sayın Bahçeli'nin duruşu yine devletten yana, milletten yana olmasaydı, düşünün ki o dönemde Sayın Kılıçdaroğlu başbakan ve Selahattin Demirtaş da başbakan yardımcısı... Türkiye bu fırtınalardan nasıl çıkacaktı? Siyasi istikrar olmayınca ekonomik istikrar aynı 1999'da rahmetli Ecevit'in kurduğu siyasi yapı gibi bir tabloyla Türkiye bir gecede yüzde 40 fakirleşen, faizleri binleri bulan ve binlerce, yüzbinlerce yatırımcının, girişimcinin kepenk indirdiği bir süreç. O üst akıl böyle bir Türkiye istiyor."

"Dolayısıyla bu anlamada süreç inşallah bundan sonra siyasi istikrarı bozamayacakları bir yapıya gelecek." diyen Bakan Müezzinoğlu, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

"Bu uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da esasında bakın, Yunanistan'ın krizi ile Türkiye'nin ekonomisine bakın. Türkiye'nin ekonomisi bugün dinamikleri, ihracatı ve üretimiyle Yunanistan'ı 10'a değil 100'e katlar. Ama onun puanı düşmez hatta yükselir. Niye? Burada hesap ekonomik değil, siyasi. Siyasi istikrar bozulabilmeli, Türkiye'nin siyasi gücü yalnız Türkiye için değil, 80 milyon için değil, bölge için, mazlum ve mağdur milletler için anlamlı ve değerli, BM'de 'Dünya 5'ten büyüktür' derken farklı bir anlam ve değeri var. Onun için bu siyasi istikrarı bozmak gerekir. Bunun için de bir çok parametre kullanılır, Fitch de bunlardan farklı değil.'"

Sosyal güvenlik prim borçlarının yapılandırılmasına ilişkin bir soru üzerine Müezzinoğlu, yapılandırma takviminin açıklandığında Türkiye'nin ekonomik ve istikrar olarak en zorlu günleri yaşadığını bildirdi.

Darbe girişiminin ardından müracaatların alındığını hatırlatan Müezzinoğlu, ilk taksitlerin ödenmeye başlandığını, SGK'nın yanı sıra Maliye'ye olan borçların da yapılandırıldığına işaret etti.

"4,5 milyar lira tahsilat yaptık"

Müezzinoğlu, "Bizim de Maliyenin de beklediğinin çok ötesinde bir müracaat oldu. Maliyenin müracaatları 80 milyarın üzerinde, bizde de 43 milyarın üzerinde bir yapılandırma gerçekleşti. Peşinatlarla birlikte ilk ay taksitlerinde biz yaklaşık 4,5 milyar lira tahsilatı yaptık. İlk taksitteki aksama oranı Maliyede de bizde de ilk taksitini ödeyememe veya peşinatını üstlenip de ödeyememe oranı yaklaşık yüzde 15-20 arasında." ifadesini kullandı.

Müezzinoğlu, yapılandırma kapsamında, esnafın yanında olmak adına ödemelerin mayıs sonuna kadar ertelendiğini hatırlattı.

Bu ertelemenin yanı sıra geçen cuma günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın onayıyla yeni bir düzenlemeyi daha hayata geçirdiklerini vurgulayan Müezzinoğlu, şöyle devam etti:

 "Burada da ilk taksiti ya da peşinatı ödeyememiş olan yüzde 15'lik, 20'lik kitleye dedik ki 'Yapılandırmadaki ilk taksitini ödersen, ödediğin tarihe kadar aradaki farkı ödersen ondan sonra ikinci taksitini mayıs sonundan itibaren sistemden kopmama hakkını sana tanıyoruz.' Sistem dışı kalanlara yeniden sistem içine girecekleri imkanı tanıdık. Yine mayıs sonu, haziran ayına kadar ödeme zorunluluğu yok. Yalnız birinci taksitini bu arada ödemek kaydıyla." 

"Çalışma hayatında Milli Seferberlik Programını başlattınız. Bu seferberliğin amacı nedir? Bu kapsamda bugüne kadar hangi adımlar atıldı, hangi sonuçlara ulaşıldı?" şeklindeki soru üzerine Müezzinoğlu, işsizlik oranının artmasına nedenin, 2015 Kasım ayındaki Rusya ile yaşanan uçak krizi ve 15 Temmuz darbe girişimi olduğunu belirtti.

İşsizlik oranının bugün itibarıyla 11,8 olduğunu aktaran Müezzinoğlu, ocak ayından itibaren aldıkları tedbirlerin istihdamdaki artışa dönüştüğünü söyledi. Güçlü teşvikleri planladıklarını anlatan Müezzinoğlu, bunu da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile kamuoyuyla paylaştıklarına değindi.

"1 milyon işsize 10 milyarlık bütçe desteği"

"Çalışma Hayatında Milli Seferberlik" başlığıyla her cuma günü aralarında bakan yardımcısı, müsteşar ve genel müdürlerin bulunduğu yöneticilerle farklı illere gittiklerini bildiren Müezzinoğlu, bu illerde sendikalar, işçi ve işverenlerle görüştüklerine dikkati çekti.

Müezzinoğlu, şunları kaydetti:

"1 milyon işsize 10 milyarlık istihdam desteği sağlıyoruz. Dolayısıyla bu yıl biz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak iş arayan yaklaşık 1 milyon işsizimizin istihdamında 10 milyarlık bütçe desteğiyle istihdamın mevcudunu koruyan değil tam aksine 2016'daki açığı da kapatan oranda istihdam artışına destek vereceğiz. İşverene de diyoruz ki bugüne kadar nasıl bu ülkeye güvenerek kazandıysan, bu millete güven. Biz de yanındayız, her türlü desteği veriyoruz... Sen daha çok istihdam et, daha çok üret, ihraç et."

"Ahilik Fonu'nun içeriğiyle ilgili bilgiler verebilir misiniz? Fon ne zaman uygulamaya alınacak, fonun yönetimi kimlerden oluşacak?" sorusu üzerine Müezzinoğlu, "Esnaf Ahilik Sandığı, ahilik kelimesini kullanırken fon yerine, sandığı da getirdik ki kültürümüzle bağdaşsın. Şu anda Bakanlar Kurulunda imzada, tamamlandı. Sayın Başbakanımızın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geçecek. 7 Şubat'ta Meclis açıldığında, komisyonda görüşmelerimizi ilk hafta tamamlarız diye düşünüyoruz ve ikinci hafta da inşallah Şubat ayında, Esnaf Ahilik Sandığı'nın yasalaşmasını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.

Ekonomin değişkenlik gösterdiğini, 10 yıl önceki mesleklerin farklı mesleklere dönüştüğünü belirten Müezzinoğlu, esnafın yanında daha güçlü olma, esnafa eğitim ve dönüşüm desteği verme amacıyla Esnaf Ahilik Sandığı'nın kurulduğunu anlattı.

Sandığın, iflas eden esnafın istifade edebileceği, her türlü sağlık hizmetini alabileceği bir destek sağlayacağını vurgulayan Bakan Müezzinoğlu, 18 lirasını devletin, 36 lirasını da esnafın ödeyeceği bir fon oluşturulacağını bildirdi. Müezzinoğlu, esnafın fondan, en az 720 gün kalma süresinin ardından, yararlanabileceğini kaydetti.

"Yarın itibarıyla bitirmiş olacağız"

"Emeklilere banka promosyonu verilmesi konusunda kamu bankalarıyla imzalanacak protokole özel bankalar da dahil olacak mı? Promosyon parası emeklinin cebine hangi şartlarda ve ne zaman girecek?" sorusu üzerine Müezzinoğlu, mart ayı itibarıyla promosyonların ödenmeye başlanacağını bildirdi.

Bakan Müezzinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu hafta kamu bankaları ve özel bankalar da dahil protokolün imzalanmasıyla ilgili son rötuşları, dün son şeklini bankalara gönderdik. Kanaatim o ki yarın itibarıyla bitirmiş olacağız. Hedefimiz şu, bin liranın altında emekli maaşı alanlara 300 lira, bin lira ile 2 bin lira arasında emekli maaşı alanlara 375 lira, 2 bin lira üzerinde emekli maaşı alanlara da 450 lirayı vermek, bizim kamu bankalarıyla asgari taahhüdümüz. Ama diğerlerine de açıyoruz, rekabete açıyoruz."

İki aydır özel bankalarla bu rekabetin alt yapısını oluşturmaya çalıştıklarını, geçen cuma günü yapılan görüşmelerde çalışmaya son şeklini verdiklerini aktaran Bakan Müezzinoğlu, protokolün bu hafta imzalanacağını ve kamuoyuna açıklanacağını bildirdi.

Emeklilerin istedikleri bankayı seçebileceklerini ya da mevcut bankalarıyla çalışmaya devam edebileceklerine işaret eden Müezzinoğlu, "Çünkü bazı bankaların Türkiye genelinde çok yaygın ağı yok ama o yaygın ağı olmayan banka farklı, daha cazip promosyon verebilir. Kars'ın şu köyündeki vatandaşımız, 'Ben o farkı almak için Kars'ın merkezine vereceğim, dolayısıyla ben o parayı zaten orada harcayacağım.' diyerek mevcut bankasında da kalabilir." değerlendirmesinde bulundu.

Müezzinoğlu, banka tercihlerinin şubat ayında realize olacağına vurgu yaparak, 11 milyon 700 bin emekli promosyonunun bir ayda ödenebilmesinin ve bankaların kendi aralarındaki koordinasyonu planlayabilmesinin bu sürede mümkün olmayabileceğini kaydetti.

"Özel bankaların farklı bonuslar üretebileceklerini ümit ediyorum"

Mart, nisan ve mayıs aylarında bu promosyonların ödenmesinin bitmesini protokole koyduklarını bildirenMüezzinoğlu, "Ben özel bankaların özellikle gruplara göre daha farklı bonuslar da üretebileceklerini ümit ediyorum, çalıştıklarını da duyuyorum." dedi.

Müezzinoğlu, protokole tüm özel bankaların dahil olduğunu belirterek, "Girmek isteyen herkese açık ama bizim burada taahhüdümüz, kamu bankalarıyla asgari  promosyonu vermek. Diğer bankalara da açıyoruz. Farklı önerileri ve cazip promosyonları emeklimizin tercihlerine göre serbest bırakıyoruz." diye konuştu.

"Güvenceli, hakkaniyetli olmalı, alın terinin hakkını koruyabilmeli"

"Kıdem tazminatında Bakanlığınızın planladığı fon sisteminin içeriği nedir? Bununla ilgili 'Çalışanların hak kaybı olacak.' eleştirilerine ne dersiniz?" sorusu üzerine Müezzinoğlu, kıdem tazminatı konusunun, çalışma hayatının temel sorunlarından biri olduğuna dikkati çekti.

40 yıl önce İş Kanunu'yla Kıdem Tazminatı Fonu'nun kurulmasının önerildiğini, ancak bugüne kadar bu fonun kullanılamadığını hatırlatan Müezzinoğlu, 65. Hükümet programında da yer alan çalışmanın, referandumdan sonra yeniden düzenleneceğini belirtti.

Kıdem tazminatı konusunda, nisan ayından sonra gerek işçi, gerek işveren sendikaları, gerekse işçilerle belirli bir noktaya geldiklerini aktaran Müezzinoğlu, şunları söyledi:

"Herkes şunu diyor artık 'Mutlaka bir fon kurulmalı ama bu fon kurulurken bana daha çok nasıl yarar.' Öbürü de 'Ben daha güvenceli nasıl olurum.' diyor. Burada bizim de hakem rolü üstlenen bir pozisyonla güvenceli olmalı, hakkaniyetli olmalı ve alın terinin hakkını koruyabilmeli. Şu anki kıdem tazminatı, alın terinin hakkını korumuyor. Şu andaki kıdem tazminatından istifade eden çalışan sayımız üçte birin altında. Yüzde 75'i kıdem tazminatından yararlanamıyor. Böyle bir sistem doğru değil."

"Güvenceleri olmadığının da çok açık bir göstergesi"

Çalışanların tamamının hak ve hukukunu koruyan, sürdürülebilir ve geliştirilebilir Kıdem Tazminatı Fonu'nu, bu yıl içinde hayata geçirmeyi hedeflediklerini bildiren Müezzinoğlu, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

"Özellikle sendikalardaki kendini daha güvencede hisseden vatandaşlarımız, 'Hak kaybına uğramak istemiyoruz.' diyorlar. O zaman onlar mevcut koşullarıyla da devam edebilirler ama biz özellikle bundan sonra iş hayatına girecekleri bu fonun güvencesine almak istiyoruz. 'Benim zaten sendikam var, avantajlarım da iyi. Bu güvenceler bana yeterli.' diyenleri de serbest bırakacağız. İster fona girsin, ister girmesin. Fona girmeyenlerin de şöyle bir riski var, en güvenli işveren bile 5 yıl sonra dara girebiliyor. Burada Kıdem Tazminatı Fonu'nun patronların kasalarında birikiyor olması, esasında güvenceleri olmadığının da çok açık bir göstergesi."

Bakan Müezzinoğlu, "Sendikadan veya kıdem tazminatı ilişkisinden kazanılmış hak söz konusu mu?" sorusuna karşılık, "Bu yüzde 15'i geçmeyen bir kitle ama onlarda bile zaman zaman mağduriyet oluyor. Çünkü bugün için çok güçlü bir firma, 3 yıl sonra dara girebiliyor. 'Ben iflas ettim, çıkarıyorum. Bir de ödeyemiyorum. Kıyıda kıdem tazminatı ödeyecek param yok.' diyor. Halbuki bu, fonla birikmeli. Nasıl sigorta primlerini, Maliye vergilerini, sağlık primlerini her ay ödüyorsa bunu da her ay, İşsizlik Fonu'na öder gibi Kıdem Tazminatı Fonu'na bu paranın aktarılması gerekiyor. 2017'de bütün çalışanlar bu şemsiyenin altında olacak." değerlendirmesinde bulundu.

Kamu çalışanı reformuna değinen Müezzinoğlu, kamuda farklı çalışan statülerinin olduğunu anımsatarak, 2017'de kamu çalışanı reformuyla birlikte "hizmet alımı" veya "taşeron" diye tarif edilen çalışanları da bu bütüncül yapının içinde çözmeyi birinci öncelik olarak gündemlerine aldıklarını ve bunun çalışmalarını yaptıklarını bildirdi.

Müezzinoğlu, Başbakan Binali Yıldırım'dan da bu anlamda talimat aldıklarını belirterek, "Ama şayet kamu çalışanı reformunu 2017'de realize edebilecek ortamı bulamazsak, yalnız taşeron kısmını mevcut yamalı bohçaya bir yama daha vuracak şekilde 2017'de şekillendirme gayreti içinde olacağız. Ama esas gündemimizde bu konu başlığını temel bir konu olarak referandumdan sonra masaya yeniden alacağız." diye konuştu.

Reformla ilgili Bursa'da ve İstanbul'da birer çalıştay yaptıklarına değinen Müezzinoğlu, şu anda üniversiteler, belediyeler, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle şeffaf ve güçlü bir kamu çalışanı reformuna ilişkin çalıştıklarını vurguladı. Müezzinoğlu, "5, 6 ay içinde bunu ideal ve yasalaşacak noktaya getirebilirsek bir bütüncül çözümü birinci öncelik olarak hedefliyoruz." dedi.

"FETÖ soruşturmaları kapsamında kamudan ihraç edilen, açığa alınan ve görevine iade edilenlerle ilgili güncel rakamları paylaşır mısınız?" sorusuna, "FETÖ'den toplam 125 bin 485 kamu çalışanı işlem görmüş. Bunun 18 bin 331'i göreve iade edilmiş, 94 bin 867'si ihraç edilmiş, 30 bin 618'i de şu anda açıkta." yanıtını verdi.

Müezzinoğlu, bakanlığında ise FETÖ'den toplam bin 143 kişinin işlem gördüğünü belirterek, bunlardan 973'ünün ihraç edildiğini, 170'inin açıkta olduğunu ve 629'unun ise göreve iade edildiğini söyledi.

PKK ve DHKP-C'den açığa alınanların hakkında da bilgi veren Müezzinoğlu, 10 bin 665 açığa alma ve 2 bin 378 ihraç etme olmak üzere toplam işlem gören sayısının 13 bin 423 olduğunu bildirdi. Bu toplam işlem görenler içinde bin 956'sının iade edildiğine dikkati çeken Müezzinoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında ise bu çerçevede toplam 269 işlem görüldüğünü ve bunlardan 268'inin ihraç edildiğini, bir kişinin ise şu anda açıkta olduğu ifade etti.

"(Evet) demek ne kadar meşruysa, 'hayır' demek da o kadar meşru"

Bakan Müezzinoğlu, "Hayırcılarla ilgili konuşmanız speküle edildi. Sanat camiasından bazı kişilerden size yönelik eleştiriler de oldu. Nasıl açıklarsınız bunu?" sorusuna, şu yanıtı verdi:

"Her vatandaşımız için demokratik bir oranda 'evet' demek ne kadar meşruysa, 'hayır' demek de o kadar meşru ve vicdanidir. Burada, benim söylemimde 'TBMM'de milletin kürsüsünü koruyoruz' diyerek, milletin kürsüsünü işgal eden CHP'yeydi. Dikkat ederseniz TBMM'de hayırcıların duruşu... CHP milletten korktuğu için 'hayır' diyor. Hiçbir zaman bu millete inanamadığı, güvenemediği için milletten korkarak, millette gitmekten hep çekinmiştir. Milletin değerlerinden korktuğu için milletle beraber yürümeyi hiç başaramamıştır.

Kürsü işgaline baktığınızda ne dediler? 'Milletin kürsüsünü koruyoruz' dedi. Peki AK Parti ve MHP ne diyor? 'Milletin iradesini, millete götürelim' diyor. Bir yere kaçırmıyor. Hani onların yaptığı gibi 411 milletvekiliyle başörtüsünü çözme iradesini anayasa mahkemesine götürerek vesayet sistemini değil, tam aksine milletin kendisine götürüyor. 'Eşi başörtülü olan biri bu ülkede Cumhurbaşkanı olamaz' diyerek, '367 olmadan TBMM çalışamaz' hukuk garabetini çıkaranlar milletten korkanlardır. Milletten korkan CHP'nin ideolojik duruşudur, CHP yönetimidir."

"Milletten korkan CHP'dir"

Müezzinoğlu, CHP'nin milletten korktuğu için milleti, "Cumhuriyet elden gider" deyip Cumhuriyeti korkuttuğunu vurguladı.

Müezzinoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ama cumhuru yok farz ediyor. Cumhurun güçlü olduğu bir yerde, cumhuriyet güçlü olur. Ama cumhuru yok farz ederek, cumhuru dışlayarak, cumhuru ikinci, üçüncü sınıf göbeğini kaşıyan adam, 'aklı ermez' diyerek kararı kendi veriyorsa o zaman cumhurdan korkuyor demektir. Halbuki CHP'den veya milletten korkmayan siyasi partilerden istediğimiz neydi? CHP'nin vesile olduğu bir sistem tıkanıklığı yaşıyoruz. Niye? Cumhurbaşkanlığına o kapalı kapılar arkasındaki isimler seçilsin diye. Sistemin ümüğünü sıkıyorlar. Sistemin ümüğünü sıktığını zaman, milletin ümüğünü sıkıyorsun. Milletin ümüğünü sıkan bir yapının sahibi oldu CHP. Niye? Milletten korktuğu için. Milletten korkan CHP'dir, CHP'liler değil. 

Halbuki millete güvense, milletle daha çok haşır neşir olsa. Dese ki 'ben parlamenter sistemden yanayım. Parlamenter sistemle ilgili şu sistemin önünü açacak önerilerimiz var. Ey AK Parti, ey MHP isterseniz bunu ikili referanduma götürelim.' O zaman saygı duyardım. Bunu Sayın Başbakanımız da açıkladı. Ama CHP getirmedi. Niye? Bu ikide bir kapalı kapılar arkasındaki vesayet sistemi, işine yarayan sistem devam etsin diye getirmedi. O zaman ben ne diyeceğim, 'CHP milletten korkuyor.' Diğer hayırcı HDP'nin ise bu ülkeyle ilgili farklı hesabı var. HDP'nin hesabı farklı, CHP de milletten korktuğu için ikisi yan yana hayır cephesini oluşturdular. Hayırlı olsun. Ama burada sözüm asla millete değil."

Katıldığı bir televizyon programında "evet ve hayır"ın iki cümlede şekillendiğine işaret eden Müezzinoğlu, "Evetçilerin cümlesi, 'güçlü bir gelecek için, güçlü bir Türkiye için evet diyorum. Diğer bir cümle de 'aydınlık yarınlar için, aydınlık Türkiye için hayır diyorum. İkisine de hain, korkak, şu, bu demek yanlıştır. İkisi de kendi için de değerlidir ve anlamlıdır. İkisine de saygı duyuyoruz." dedi.

Müezzinoğlu, şu görüşlere yer verdi:

"CHP'nin duruşu milletten yana değil. 'Bu ülke bölünür, bölünecek' demek, milleti tehdit etmektir. Bu ülkenin bölünmesine en büyük zemini hazırlayan partinin CHP olduğunu söylüyorum 4-5 yıldır. Güneydoğu'da 21 ilde kaç tane milletvekili çıkardığını bir hesaplayın bakalım. AK Parti Güneydoğu'da CHP'nin yaptığı gibi siyaset yapsa, bugün oraya CHP zaten gidemiyor. O zaman nasıl cumhurdan yana oluyorsun. Nasıl bu ay yıldızlı bayrağın Hakkari'de dalgalanmasının mücadelesini vermiyorsan, siyasi mücadelesini vermiyorsan, Diyarbakır'da, Batman'da, Şırnak'ta o bayrağın Cizre'de dalgalanmasının mücadelesini vermiyorsan... Oradaki milletten ayrı korkuyorsun, buradaki milletten de değerleri dolayısıyla ayrı korkuyorsun. Bu cümlem tamamen CHP'nin yönetimindeki millete güvenmeyen anlayışınadır." 

"İstanbul ve Bursa kesinleşti"

Mehmet Müezzinoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak birçok konu ile ilgili olduklarını ancak, "Emeklilik Promosyonu" ve "Büyükanne Projesi"nin çok ilgi gördüğünü söyledi.

Büyükanne Projesiyle, aile bütünlüğünü korumayı hedeflediklerini dile getiren Müezzinoğlu, anne ve babanın yeni doğmuş, gelişim çağındaki bebeğinin yakınında olmasını arzu ettiklerini belirtti.

Anneler için çocuk 6 yaşına gelen kadar yarı zamanlı çalışma modelini de getirdiklerini ifade eden Müezzinoğlu, Büyükanne Projesi'nin, İstanbul Sanayi Odasıyla yarı zamanlı çalışma uygulamasını masaya yatırdıklarını toplantıda, ilk kez gündeme geldiğini vurguladı. 

Büyükanne Projesi'nin annenin maaş kesintisinin önüne geçeceğini hem de büyükannelere ekonomik bir katkı sağlayacağını belirten Müezzinoğlu, projeye ilişkin şunları ifade etti:

"Annenin maaşı yarı yarıya düşmeyecek. Biz de bir proje bazlı uygulamada, büyükanneye asgari ücretin yüzde 30'u kadar bir ücret versek, bu bize fazla yük olur mu? Yükünü geçelim, ne kadar faydalı olur? Bin ailede, bir yıl pilot uygulama yapalım dedik. Bu bin aile, kamuoyunda öyle bir talep, pozitif bir algı oluşturdu ki, şu anda 5 bin ailenin protokolünü inşallah perşembe günü imzalayacağız. Bunu geçtiğimiz hafta Sayın Başbakanımıza, takdir ederseniz sizin huzurunuzda projeye imza atalım dedik. İnşallah perşembe günü ticaret odaları, sanayi odaları, Türkiye İşverenler Sendikası, HAK-İŞ bütün bunlar paydaş olmak istiyoruz dediler. Biz de dedik ki, ne kadar sayıda paydaş olursanız, büyükannenin yarı ücreti sizden, yarı ücreti bizden. Şu anda, biz de yüzde 50 sponsoruz 5 bin aileye. Bu 5 bin ailenin diğer binli, 500'lü rakamlarına sendikalarımız işverenlerimiz, TOBB, sanayi ve ticaret odaları paydaş olacak. Şubat ayında, illerdeki talepleri alacağız. Mart ayında fiilen uygulamaya başlayacağız. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte de bir sosyal destek uzmanı, bizim iş ve meslek uzmanlarımız o uzmanlarla bu aileleri aylık takip edecek. Bu projenin artısı ne, eksisi ne? Biz bunu bir hükümet projesi olarak yaygınlaştıracak mıyız? Onu da seneye, bugünler konuşuruz. Şu anda büyükanne dışında kimse yok? Büyükanneden de bakabilecek sağlık dinamizminin olmasını arıyoruz. Hak edecek olan annenin maaşının iki asgari ücretten fazla olmaması gerekiyor."

Projenin çok boyutu olduğu belirten Bakan Müezzinoğlu’nu, kadının istihdamda tutulması, aile kültürünün büyüklerden torunlara aktarılması gibi sosyolojik yönlerinin de olduğunu, bir hekim olarak da projenin parasal boyutundan çok değerleri olacağına inandığını bildirdi. 

Bakan Müezzinoğlu, projenin hangi illeri kapsayacağına ilişkin olarak da "İstanbul ve Bursa kesinleşti. Bugün TOBB Başkanıyla bir araya geleceğiz. İlleri de netleştireceğiz. Sayı 5 bin aile. 5 farklı illerden gelecek verilerin değerlendirmesi de bize iyi fikir versin istiyoruz. Büyükannelere asgari ücretin yüzde 30'u ödenecek." dedi.

Turkuaz Kart ile ilgili yönetmeliği geçen hafta imzaladığını anımsatan Müezzinoğlu, şunları kaydetti:

"Başbakanlığa gönderdim. Sayın Başbakanımızın imzasından çıkınca fiilen uygulamaya geçecek. Şuanda alt yapıyı oluşturduk. Önümüzdeki bir ,iki ay içinde hem hız anlamında hem de müracaatlar anlamında mesafe alınacak. Hedefimiz 1 hafta içinde müracaatları sonuçlandırmak. Normal süre bir hafta, azami süre 15 gün. 15 günü geçenler, mutlaka bizim masamıza gelecek nedenini araştıracağız." 

 

 










© 2017 - ÇSGB | T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Emek Mahallesi 17. Cadde No:13 Pk: 06520 Emek / ANKARA